siz neye susuzsunuz? Ana Sayfa | Profilim | Arşiv | Arkadaşlarım
susuzluğumuzu gidermek için susup dinlemeliyiz...

Sizden13/8/2007

     Bu blogu açmamın ve ilk yazımı yazmamın üzerinden neredeyse bir yıl geçmiş olacak bir kaç gün sonra... Başından beri yazılarım, yazılarımın üslubu ve içeriği, okuyanlar üzerindeki etkileri v.b. gibi konularda herhangi bir iddiam olamasa da, bu süre içerisinde devamlılık, kendimi tanıma, ifade etme ve özgürleşme yolunda kelebeklikten kuşluğa terfi ettiğimi kabul edebilirim sanırım; ki bunda beni yorumlarıyla çoğaltan sizlerin etkisi çok büyük... Öyle ki kendi kendime konuştuğumu zannettiğim bir gün, o ilk yorumu aldığımdaki duygularımı kelimelere dökmem sanırım çok zor olur... Ve bu konuda gerçekten şanslı olduğuma inanıyorum çünkü yazılarımı yorumlayanlar sayıca az olmalarına rağmen, çok nitelikli oldular ve Bünyamin’in bir keresinde dediği gibi “yazılarıma eklenebildiler” hep... Ne mutlu bana...

     İşte bu yazıyı da “siz” yazıyorsunuz aslında... Şimdiye kadar sizlerden gelen yorumlardan bir derleme hazırladım aşağıda... Çünkü o kadar kıymetli satırlar var ki aralarında, onların yorumlarda kalmaları gerçekten haksızlık olurdu... Bir çok blogcuya kıyasla az sayıda yorum almış olsam da, inanın oldukça uzun zamanımı aldı bu çalışmayı yapmak... Ve çok zorlandım seçim yaparken... ( Ve birazdan göreceğiniz üzere sevgili Bünyamin, - ki çook büyük ölçüde kırpmama rağmen - tıp kı yüreğimdeki yeri gibi, bu yazıda da ezici bir üstünlüğe sahip J Beni hiç bir yazımda yanlız bırakmadığın ve sokağına aldığın için özel bir teşekkür süper baba... )

     İster yorum yapmış olun, ister sessiz kalmayı tercih etmiş, bu bir yıl boyunca beni anlamaya çalıştığınız, duygularımı paylaşıp, benimle çoğaldığınız için hepinize çok teşekkür ederim... Umarım sizlerin kelimelerinin hayatıma kattığı sihir gibi büyülü bir ömür geçirirsiniz...

 

Siz:

isimsiz’ler/ bunyaminakkaya / eraycinar / athwartmonad / velenapruva/ kirazg / atesinsesi / kaybolusculuk / birdeliningunlugu / cananoz / nehece & HaYLaZYaGMuR / nursalkimi / dilsizmutercim / gkatekana / mavi25 / Abhorrence / ahsuvera / bluelove / hasret12378 / Romantikmeyhane / sertalpbilal / KÜBRA ÖZKAN / mekansalways / temmuz18 / mustafakaygun / KeLeBeKk / BibiS / amphibian / karcai / yilmazyalcinsoy

 

“kadın erkek olmaktan önce insan olmayı başarabilmek gerekiyor.. artık hayat şartları her yöne iki kişi yürümeyi, iki kişi bakmayı gerektiriyor.. bunun sebebi ekonomik koşullar değil, sevgide dahi vücut bulabilen vahşi kapitalizm..” zuzu

“İyi bir arkadaş, "çok büyük yükleri" hafifletir bu hayatta. Hele birde, bi ucundan O da tutsa; dünyayı yerinden oynatabileceğini düşünebileceğin bir arkadaşın varsa..”

“pisman olacagimiz seyler, pisman oldugumuz seylerdir. ne aci.” deist

“bi yalının camından yolu izliyorum.. bazı şeylerin bedeli ne denli ağır oluyor.. düşlüyorum.. düşünüyorum.. susuyorum..”

“Allah kimseyi sevdiğinin özlemi ile terbiye etmesin.” kararda

"bina temellerini çay kaşığı ile kazıp, solucanların bile hayatını düşünen tibet teki rahipleri; unesco nun gönderidiği parayı kapmak için birbirlerinin kafasına sandalye vuracak kadar bozan kapitalizm in bozmadığı insanlar da var bu dünyada"

“sevdiğini düşünüyorsundur.. bir anda bir şarkı çınlar kulağında.. nereden geldiği
önemli değil.. tutar, ta orta kulağında patlar notalar.. ' ne tesadüf ' dersin.. ' tam da onu düşünüyordum '.. bilirsin aslında gerçeğin öyle olmadığını.. sevdiğini bir kere düşünmen tamı tamına 24 saat sürmektedir ve mutlaka güzel bir şey çıkagelecektir karşına.. ama hayır.. gerçek olmayan şeyin gerçek olduğunu düşünürsün.. tabi ya.. güneş durduk yere mi doğuyor.. gökkuşağı kimin ayaklarının dibinde bitiyor ki.. sezen zuladaki yakutunu kimin için saklasın.. herşeyin ' onlu ' bir sebebi olmalı işte.. herkesin de bir ' o ' su olmalı...” xUXu

“Bir inciye nalbantta bakar, sarrafta.. Gözler başkadır, bakışlarda ama inci incidir.. En kötürüm göz bile anlar.”

“-baba allah komik birisi midir? -hem de nasıl.. -bizi güldürür mü yani? -tabi ki .. ağlatacak olsa tanrı olmazdı zaten”

“Hem insan giderken gülmez.. Arkasında kalanlara iki damla gözyaşı bırakır numaradan da olsa..”

"Aşkta ve Savaşta" hiçbir şey eskisi değildir artık. Telefonla olsa seni özledim dön diyemem, utanırım. Ama yazabilirim sanki "seni özledim dön" diye,
yazdım sanki... Gurursuzluk mu bu şimdi? Öyleyse iyi ki yapmışım...”

“Ama herkesin öylesine muhtaç olacağı temel ihtiyaçlarını aşan derece ihtiyaç duyacağı öyle insanlar olmalı bu hayatta..”

“Zaman dilimi bende özlemi ve sevgiyi çağrıştırıyor. Küçük bir çocuğun öğretmeni, çocuk günde 10 defa kendisine gelip saati sorunca beni aradı. Bu çocuk neden sürekli saati soruyor diye. Ona öğrettim. Eğer çok sıkılırsan ve beni görmek istersen, saati sor dedim. Öğretmeninin her geri sayışında bana ulaşacağın zamana o kadar yaklaşmış olacaksın. Öğretmenine bunu anlatığımda, ona her saati söylediğinde bir sevgi sözü söylüyormuş artık.”

“bence sor ta ki sorgusuz sualsiz hesapsız plansız ne olur ne olmazsız acabasız kalana kadar sor..”

“Sevmek, Siz severken, Karşınızdakinin bütünü görmesi”

“inanç-ideoloji-bilim... çok seviyorum bu üçlü bakış açısını irdelemeyi... birincisinde emir var, dayatma var. ikincisinde mutlaka empoze etme gayreti. oysa bilimsel bakış ne hoş; sadece sunarsın, karşındaki ister alır ister almaz. mutlak doğru asla yoktur. alabildiğine hoşgörü vardır”

“Böyle olmaz ki.. Tabii ki ağlama hayat değmez diyeceksin.. O da ağlayacak.. Öyle su suz sözsüz.. Sevgi mi olurmuş”

“Bir de bazıları vardır.. Sevseniz de söylemezsiniz.. Gülüşü güneşinizdir.. Ama bunu kendinize saklamalısınız.. Ona sürpriz bile yapamazsınız..Yasaktır..” no name

“ben de seni biliyorum... 99 satır yalan da yazsan yüzüncü satırından bilirim seni”

“ya Devlet başa.. ya kuzgun leşe...”

“Çığlığın çılgınca patladığı... sadece olduğu yerde yankı yaptığı an... sevgilinin sevgiliye ulaşabilme... Büyüyen sevgi ve dinmeyen öfkeyle...”

“gece örtmeden üzerini şehrin.. önce ben giyiyorum - sensizliğin – geceliğini.. gözlerini kapatan ilk ben olayım.. rüyamda seni daha çok göreyim diye...”

“tatlı ile aram olmamasına rağmen severim aşureyi ama hiç sevmem duygu ve düşüncelerin aşure olmasını”

“Bana YazıLan SatırLarı Kendimi Tanımak Adına Okumayı İsterdim.. Ama Benim yazdığım SatırLar Okunmasın içmde Sır kaLsın derdim...”

“Sadirlardaki guzelliklerin satirlara,
satirlarda kalan guzelliklerin de sadirlara aktarilmasi temennisiyle...”

“yaşamak da bu kadar zor olmamalı kelebek misali hayatlarda”

“Dost olmak zor. İnsan bir muamma çünkü. Arkadaş belki, belki ondan biraz ileri. Daha ilerisi başka birşeye tekabül ediyor. Hem kadın hem erkek için.”

“koyunun olmadığı yerde abdurahman çelebi olmaya can atan keçi misali olmamalı dost olan dost”

“(...) aşkın mucidide açtığı yaranın lokman hekimide kendisidir insanın.”

“sessiz ve derinden çoğalmak... gizemli olduğu kadar da korkutucu... içinde büyüyen bir ur gibi ama hiç haberin yok, olduğunda ise artık çok geç..”

“istediğin kadar müdahele etsende her beden aslında kendi çizgisiyle geliyor dünyaya.. eğer kareyse onu hiç bir güç çember yapamaz zaten...”

“Herşeyi ihtimaller üzerine kurulu hayatlar.. Tesadüflerin de.. İhtimallerinde.. Gerçekleşme olasılığını.. Tesadüfsüzlük.. İhtimalsizlik kadar.. İyi bilirler..”

“İhtimale bırakılmış hayat bana göre bitmiş hayat... sevebilme ihtimalini seven gibi.. ne zamana kadar o ihtimali sevecek.. acı çeker sadece... ama bu bir anlamda umut
umut olmazsa ne olur ki yaşamda?”

“Tüm yapacağınız; öncelikle o yaraların sadece sizde olmadığını, pek çok insanın başına gelebileceğini düşüneceksiniz. Hatta gerçek anlamda insan olmanın bu yaralar sayesinde olduğuna inanacaksınız. Bir de; zamanın iyileştirici yönüne bakacaksınız. Tıpkı basit soğuk algınlığı/nezle vakalarının; ilaçla 1 hafta, ilaçsız 7 günde geçtiği gibi geçecektir. İzi? Ee olacak o kadar Hiç izsiz insan olur mu?”

“Hiçbir fikirsel çıkarım insanları kötü yada iyi yapmaz (..) Sen sende ol. Kendini başkasına sakın bırakma ama. / Öyle bir acı gelir ki, kendine bile acımanın hayatının en büyük lüksü olduğunu öğrenirsin. Lüks içinde yaşıyoruz bu hayatı. Aç, susuz, topraksız vatansız yaşayan insanların yanında.. Duygularımız kanarken bile biraz daha metin basmalıyız yere. / İnsanların diğer canlılardan farkı, bütün doğal koşulları kendi lehlerine çevirecek bir beyinlerinin olmasıdır.”

“kendin olarak yazdıkların çok güzel.. çünkü senin harflerin, senin tarzın, senin ifadelerin.. kelimelerinin geçtiği süzgeç de senin olduğuna göre, doğru yöndesin demektir.. yolun doğruluğu ise sadece seni ilgilendirir.. durma.. duraksama.. geçtiğin her yolda seni bekleyenlerin sayısının arttığını göreceksin...”

“ama geri gitmek te en az ileri gitmek kadar acı verirse o vakit demez mi insan bari acıya değsin :)”

“Bir insanın kullandığı kelimeler onun sihridir. Sahip olduğun kelimeler senin hazinen. Onlarla barış. Kendinle de barış biraz. Okuyanda klavye tuşlarının öteki yüzünü bırakma. Birsüre sonra yazmayı bırakırsın çünkü. / Sevincini, coşkunu yada güzelliğini paylaşmak çok zor olmamalı. Bırak bunu, seni seven okuyan insanların sohbetinde, sesinde, sıcaklığındaki ritmi, sende onlara verebilirsin. / Düşündüğünü yaz. Şunu da unutma ama bu yazdıkların, yarın senin düşüncelerini oluşturacak.”

“Oyuncakları dağıttığımızda çocukların neşesini gördüğümde .Artık oyuncakların gerçektende gerektikleri yerde olduğuna daha çok inanmıştım.”

“yıllar önce "en güzel tesadüf, planlanmış tesadüftür" diye bir laf duyup, tesedüfleri hafife almamayı öğrenmiştim.”

“hayatta en değerli şey bence sıcacık bir gülümseme insana güven gözlerden geçer,ve samimiyeti gözler anlatır.”
“Aslında babaların babalıklarını yapamayışında annelerin çok büyük fonksiyonuda olduğunu düşünüyorum. Bir çok annenin sanki çocuğun tek sahibi gibi kendisini görüp. İstedikleri zaman babanın çocuğa yanaşmasını sağladıklarına hem şahit olmuş hemde bu fikri savunduklarını hayretle tanık olmuştum. Sanki çocuk sadece kendilerinin gibi davranıp babayı ikinci role atmaları annelerin kontrolündeydi. Bazı babalarda buna karşılık çoğunlukla annelerin bu davranışlarına itaatkar davranırdı. Sonrada ilginçtir ki bundan şikayet edip hiç babalık yapmıyorsun diyen yine annelerdi.annelerdi:)”

“Mazeret üretmeyelim. Maharet üretelim.”

“evet işte akıyorsak nehirle birlikte yazgımıza paralel, oturup şükredelim öncü rolünü üstlenip nehire yol açan akil adamlara.”

“Bir laf geldi aklıma sevgi hala orada olsada ayrılık bazen kaçınılmaz olur.Öyle doğru birini sevki hem sevgin olsun hemde ayrılıktan kaçmak mümkün olsun:)”

“içimizden köpüren duygular bunlar.. ve kimselere vermeye,söylemeye kıyamadığımız.. aslında kıyamamakta değil bence.. değerini bilecek birini bulamadığımızdan
içimizde hapsettiğimiz.. gerçekten hakkettiğine inandığımızda.. eminim hepsi sunulacak çayla,yemekle.. gözlerdeki sevgi ışığıyla”

“Yeter ki iki tarafta BEN olmayı istesin gönülden, tıpkı hiç sorgusuz, sualsiz ve de hesapsız BİZ olmayı isteyenlerin istediği gibi derinden...”

“aykırı şeyler yapılıyorsa bile gizliliği mutlaka korunmalı.. yapılmasın demiyorum;daha fazla uğraşırsak hayvandan farkımız kalmayacak.. yol ortasında çömelip hacet gidereceğiz veee diğer ihtiyaçlarımızıda her aklımıza gelen yerde çözmeye kalkışacağız...”

“Kimine göre bu fiziksel bir reaksiyon, kimine göre içinde tutku, şehvet vb. duygular barındıran bir tür bileşim. Vallahi bu öyle birşey ki anladığım kadarı ile herkes amacına ulaşmak için herşeyi yapıyor. Tanrı da kimseyi cezalandırmıyor. Mübah mı günah mı diyecek olursan. Bu sorun zaman içerisinde çözülmüş olacak ki, Kimse kimseyi ırgalamıyor. Şu bir gerçek ama, Sevdiğin bir insanı hırpalamak istemiyorsun da, arzuladığını hoyrat kullanabiliyorsun. Burda sevgi iyi rolde, arzu fahişedir demiyorum. Arzu'lar daha çok kontrolsüzlüğün ürünü gibi. İnsanlar konrolsüzlüklerine karşı en hain ve en hoyrat pozisyonu takınmakta zorlanmazlar. Bunun nedeni bir tür komplekstir.”

“En iyisi herkesi aklına iple değil lastikle bağlamak uzat uzatabildiğin kadar...”

“Gizli intiharlardan kurtulmak gerek. Ruhlarımızı sahte gecelerden, ertesi günkü utançlardan korumamız gerek. Herkes sabah olup güneş doğduğunda kendiyle tekrar buluşur. Acı boşluk duygularıyla hesap sorar bu tür yanılsamalar. Fakat herkes ruhunu satmış. Bunlar karamsarlık değil tespittir, saptama. Onun için yaşamak kolay değil zaten. Onun için kaçıp geldik dağ başlarına.”

“Senin neden yağmur olduğunu hiç düşünmedim. Çünkü bir bulutun en sağnak yerinden yükselen sese, Neden yapmursun diye sorulmaz. Yazılarındaki hüznü hiç sorgulamadım, Yaşanmışlıkların üzerine dökülen gözyaşları sorgulanmaz. Ara ara gidişlerini hiç sorgulamadım, Nefes almak için yürümeler sorgulanmaz. / Birgün bir nehrin kenarındayız, Bir kadın ağlıyor. Eli göğsünde bir kadın. Susmadı. Birgün beşgün. Nehir olmuyorsa nereye gider bu kadar gözyaşı diyordum. Kadın dirhem dirhem akıyordu. Babası ölmüş, kardeşi ölmüş, kocası ölmüş, İki oğlu aynı nehirde ölmüş. Hadi sen ağlama, Ben senin yerine de ağlarım de bakalım. Gözün nehri mi sular nehirgahı mı? / Dokunma duygusunu kaybetmesi bir insanın nedir bilir misin? Bir yaprağı alırsın eline, Damarlarına kadar avucunun içindedir, Ama sen hissedemezsin onu. Biri bir başka biri, Hiç görmeden yaprağı, Sana tarif eder, En ince ayrıntısına kadar. Elinde ona bakarken, Sesi duyarsın. Dokunmak böyle birşeydir. Bu yazınla sende ışığa dokunmuşsun.”

“ah hayat.. yedisinden yetmişene kadar hiç bitmiyor bu endişe; kabul edilmek ya da red edilmek.. bazen bir misket oyununa bazen bir güzelin koynuna”

“Ağzımın tadıyla veda bile edemedim.. hüzünlere gömülüp ayrılık acısını tadamadım.. ne zaman denesem romantik bir ayrılık konuşması.. ağzıma tıkadı laflarımı... şimdi mi? ayrılsan ne ayrılmasan..boş kovan gibi içim.. artık veda etmek bile gelmiyor içimden.. onunda lüksü kalmadı.. kopmuş bir birlikteliğin.. yapılamayan vedası.. belki zamanında yapılsaydı.. şimdi yine çok büyük sevgi var olacaktı içimde..özlemlerle süslenmiş geniş zamanlara yayılmış...”

“'bir varmış, çok sevmiş... bir yokmuş, eksilmiş... eksildiğini sanırken.. eksik yerinden çoğalmış' 'Eksiklerinden de çoğalmayı öğrenmelisin' Hayat böyle birşey işte.”

“bir tür cevizin kabuğunu zorlaması gibi beyinleri hayatlarını zorluyordu.. oyüzden; eğer bu tür açmazlar yoksa bir insanda ve okuyup, öğrenip, duyup, düşündüklerini hayatına geçirememeden dolayı; cehaleti özler hale gelmiyorsa olur olmaz yerde, bence herkes çırılçıplak durabilmeli her zeminde ve mekanda..

“Kayıp yaşamak için gelmedik bu dünyaya. Birinin ayağına basmak, Birinin yüzünde gülüş olmak, Bir sokaktaki ağaç belki, Kimbilir bir çiçek! Yaşamak ama inadına yaşamak. İki gözü yaşlı sümüklü bir çocuğu öperken, Gözlerinden biraz sıla türküsü çalmak.”

“hiç bir şey yaşamın kendi ağırlığı kadar özgür değildir...yaşamın kendi ağırlığıdır kısaca devrimin tanımı...temel kurt”

“Peki ya hayatları, tilkinin evsahipliğindeki leylek misali düz tabaktan çorba içmeye çabalamakla geçenler? Açlık sofuluğu bozdurur derdi babam. Keşke tüm arsız ve hırsızlarımız sevgi peşinde olsalar...”

“Bir yolculuktur hayat, Takılırsın ırmağa, Irmak akar.. Ve akarken, Kendi ile birlikte; Birçok şeyi sürükler. Onlardan bazılarını görür gözlerimiz. Bazılarını seçer. İşte bu seçimlerimiz, Bizi hayata bağlayanlar ve, Görmek istediklerimizdir. Sen o ırmakla akarken; Maviyi taşı yanında, Yeşili taşı..Turuncuyu taşı.. Sakın üzülme diğer renkler ne yapacak diye.. Telaşlanma hemen.. Eğer yaşarsan, Ve eğer bakabilirsen, Mutlaka göreceksin onların da sırtlandığını. Merak etme. Aslolan insanın özüdür. Ve bu öz birkere yeşillenmeye başladığında, Onu kimse tutamaz. Yeter ki, gör topraktan çıkmaya çalıştığını, Yeterki eksik etme suyunu.. Birgün rüzgara karşı yürürken, Sakın aklından çıkarma, Onu arkana aldığında, Ruhun ve bedenin arasındaki simyanın, İnanılmaz bir bütünlüğe kavuşacağını.”

“Söylenecek kötü sözleri biriktirmiş ve asla korkudan söyleyemeyenler
içer ve alkolün arkasına saklanıp etrafına çirkeflik saçar.. aslında güzelleştirir içki... içmeyi bilene dünyayı güzel gösterir.. ne gamı artırır.. ne derdi bitirir.. sadece o anlık havalara uçurur.. ama adabıyla ağzına içmesini bilene...”

“Belli bir yaşa gelen pek çok insanda bir yeni hayat kurgusu vardır. Edinilen bilgi ve birikimle; deneyimle ve olumlu/olumsuz yaşanmışlıklarla yeni bir hayata başlamak. Özellikle hayatın ilk bölümü pek istenildiği gibi yaşanamamışsa; bazı nedenlerden dolayı "keşke" ler çok fazlaysa; yeni hayat bir cennet hayatı gibi özlenir.”

“Mutlaka içini ısıtacak birileri ve güzel anlar yaşamanı sağlayacak birilerinide yanında bulundur.Şarabın tadı ancak o zaman çıkar:)”

“Bazı çocukların hüzünleri bir anlıktır. Alınmayan bir oyuncak için , kırılan bir bebek için , yerine getirilmeyen bir dilek için... Bazı çocukların hüzünleri hayat boyu sürer. Yaşama 1-0 mağlup başlamıştır onlar...Hiç bir mendil silemez içlerindeki gözyaşlarını...”

“Deyince biri nutkum tutulur. Kafam durur. Hani olacağından değil de insanın şıp diye aklına gelen bir dileği olmalı arkadaş!”

“Hayat hiçlikle sınırlandırıldığında yaşamak için hiç bir amacın kalmaz... taa dünya kurulalıdan beri ölümsüzlük arayışı ve Sonsuzluğa açılan kapıya yöneliş bundan kaynakların... kalıca olma isteği de sanırım bunlardan biri... arkanda kendinen bişeyler bırakma ve bıraktıklarınla en azından hayallerde yaşama...”

“Seni sevenlerde hatıran, toprakta kemiklerin kalacak belki. Ama ya ruhun ! Ölüm bir son değil , başlangıçtır... Önemli olan bu dünyada bıraktıklarımız değil , ruhumuzda taşıdıklarımızdır...”

“sıradan günlerin asla bir tercih sonucu yaşanmadığını anlaması için insanın belli bir yaşa gelmesi gerekiyor galiba. sıradanlık; insanın tercih yetisinden gönüllü vazgeçmesi sonucudur.”

“Güzellikleri engelleyen surlarda bir gedik açmak, Ve iyilik yolunda bir taşın gediğine konmak belki de... Bizden geride kalacak olan... Doğumun ve Yaşamın hakkını verenler, Ölümün de hakkını verirler elbet... "Nasıl yaşarsanız; öyle ölürsünüz ve nasıl ölürseniz öyle haşrolunursunuz." Hayat; /kısa pantolon, paslı çakı, dizde kabuk bağlamış yara / kısa çakı, paslı pantolon, gözde yarası kalmış kabuk/”

“Her olayda insan bir ikili yolun başında karar verir; ya sağ dan ya soldan devam eder. ya doğrudur ya yanlıştır kararı, ama biraz ileride yol gene çatallanır ve sizin yanlış yoldan doğruya ya da doğru yoldan yanlışa sapmanız mümkündür. Burada kararı gene kişi verir. Ama bir başka gerçekte; bu karar anlarında her zaman yalnız da olsanız içinizdeki ikinci siz başta olmak üzere yaşam standartınız, arkadaşlarınız dostlarınız hatta tanımadığınız insanlar bile etkileyici unsurlar olarak direkt ya da dolaylı olarak etkin rol almaktadır.”

“Hayat..Daima seçimlerimizle şekillendiğine inandığım hayat.. Hatta niyetlerimizin bile çok şey değiştirebileceğine inanıyorum.. "Keşke", "belki", "acaba"' larla dolu bir yaşam, ne kadar zor.. Olması gereken olur daima..Ben de böyle inanıyorum.. Ve tabiki bu yaptıklarımızın sorumluluğunu almayacağımız anlamına gelmiyor.. Sadece, "değiştiremeyeceği şeylerle yaşamayı öğrenmeli insan"..diyorum..”

“Sevgi asla aynı yoğunlukta yaşanmıyor. " An" lar taraflarda farklı yıpranmalar, farklı taşkınlıklar yaratıyor. Bu eğer sunulan bir sevgi bir aşk ise, verenin değeri de verdiklerinin değeri de arzulanan değeri asla görmüyor. Hazıra konan anlamıyor sunulanların saflığını, pırıltılarını, kanat seslerini, esintilerini.... Gelmiş ne iyi etmiş diyor o kadar. Sunan bunu farkına vardığında ya durumu kabullenip devam ettiriyor, ya da özenerek oluşturduğu sırça faunusunu alıp kaçıyor ve kendi içinde ona renk vermeye ve güzelleştirmeye devam ediyor.”

”Bizleri yücelten.. Gördüklerimizi güzel kılan.. Bir kerelikten çıkaran bakışlarımızdır.. İnsana.. Topluma.. Hayata bakışımız..”

“ağzımızdan çıkan her kelimenin mutlaka içimizde karşılığı olacak diye bir şart yok tabi. munzam karşılık oran % 0 olabilir pekala. hele lafın bol, eylemin kıt olduğu günümüzde. ama sevgi sözcükleri için biraz zor oluyor bu karşılıksız para basma durumu. zira en ebleh muhatap bile daha "S" si çıktığı an anlıyor; o sözün gerçekten bir değerinin olup olmadığını. belki de bu tür sözler salt dil ile söylenen sözler olmadığından kuru ifadeler hiç para etmiyor. bazen de tüm beden dile gelip konuşuyor dil sussa bile...”

“İnsan sevdiğini kendi kafasındaki kalıba oturtmaya çalışıyor.. Her iki taraf da bir birine hoşgörülü yaklaşıp uyum sağlayabilirse ne ala.. Aksi halde çatışmalar hiç bitmiyor :)”

“Sevgiye olan özlemle öyle gözümüzde şekillendiririz ki sevgiliyi, iğneli bir arıyı narin bir kelebek gibi görmek mümkündür böyle.. Leyla ile Mecnun da olduğu gibi.. o dünyanın erişilmezi biricik insandır bizim taa gözümüze iğnesini batırıp kör müsün ben buyum dediği ana kadar.. canımız yanmayınca gözümüz açılmıyor ne yazık ki”

“yani bir kelebeğin avuca konması bile sonsuz teslimiyetler ve de sonsuz mahkumiyetler doğuruyorsa; ne mutlu sıradan hayatlara. yaşasın hoyrat birliktelikler.. haydi çirkin doğrulara yelken açalım. güzellikler hep yanlış olsun. mutlaka bir sonu olsun.. hatta doğmadan boğulsun.. yaşanmamışlıklar keşkelerle anılsın...”

“Matematiksel bakış açısı ile bakarsak tek bir doğru vardır. Binlerce yanlış türlü şekillere girebilir. Hayatın gerçeklerine bakıldığında ise doğruları "bire" indirgeyemiyoruz çoğu zaman. Çok sevdiğim bir insanın "doğru" tanımlaması geldi aklıma : Doğru'yu dünyanın ortasından geçen ekvator çizgisine benzetir ve o çizgiye en yakın olan onu bulmuştur derdi...”

“demekki sorun düşmek değil, kalkmayı bildiğin ve kalkabilecek gücün
olduğu sürece düş düşebildiğin kadar..”

“Ve kendini çok sev Unutma sen varsan her şey var.. sen yoksan hiç birşeyin anlamı yok!... Düşmekten korkma.. hatta uç.. senin görünmez kocaman kanatların var....”

“İnsanın kendine ettiğini kimse edemez derler.. Sanırım en çok kendimize kıyıyoruz farkında olmadan.”

“Sırtımızı en iyi kendimiz kaşısak ta , elimizin kolumuzun bağlı olduğu
zamanlar da olabiliyor. Herşey insanın kendisinde başlıyor ama bitmiyor...”

“hayat öyle acımasız ve zalimki.. içinde bir sen iyi olmaya kalkıştıkça.. ezilen ve üzülende sen oluyorsun.. minicik bir serçe de olsan kafeste bir muhabbet kuşuda.. karşındaki devasa güçlerle mücadeley başlıyorsun.. varolduğunu göstermek için.. ısırıyor,tırmalıyorsun... aslında kötü olan ne serçe ne şahin.. düzen mecbur ediyor.. içindeki güzellikleri örtmeye.. sevgi kuşunun kanatlarını kırmaya..”

“Bir toplum ne kadar geri kalmış ise ahlak ve namus kavramları; o derece cinsel hayatla ilişkilendirilmiştir. Ahlaksız ve namussuz nitelemesini; ticari, iktisadi, siyasi ilişkilerden çok kadın-erkek ilişkilerinde duyarız. Oysa ahlak kavramının en göreceli ve subjektif kriterlere göre şekillendiği alandır aşk/meşk alanı. Diğer toplumsal ilişkilerde çok daha genel ve evrensel normları bulunan ahlak anlayışına kulaklarını, gözlerini ve ağızlarını kapatıp, 3 maymunu oynar insanımız. Ama sözkonusu olan kadın erkek ilişkileri ise
herkes hüküm vermek ve bizzat infaz yapmak için birbirile yarışır. Özer Ozankaya hocamız bir gün derste; cinsellik ve ahlak konusunu işlemişti. Sözlerini hala çok iyi hatırlıyorum: "Temelinde duygu alışverişi olan her cinsellik güzeldir. Her kim arasında yaşanıyor olursa olsun ahlaka da uygundur. Temelinde duygu kırıntısı olmayanı ise ister imam nikahlı, isterse resmi nikahlı meşruiyetlerde yaşansın; çirkindir, ahlaksızcadır ve insana yakışmaz." ”

“Bizde başlayıp bizde biter.....Duygularımız ,düşüncelerimiz ve mantığımız bize yaşayacağımız yaşantıyı sunar.”

“kabukları saklama, kabuklar zaten senin içinde... her yarada yeni birini içerim, dışa sunacak....”

“hürriyet olmadan şahsiyet kazanılmıyor çünkü...”

“galiba özgürlük, sorumluluk duygusuna paralel verilmeli.. zira o zaman içi doldurulup, özgüven için gerekli donanımlara vesile olabiliyor özgürlük.”

“Bazen kırılıyor içimizde birşeyler ama olması gereken güç özümüzde varsa buluyoruz onu her seferinde yeniden...”

“boyu boyuna, huyu huyuna o kadar uygundu ki. asla uygunsuz vaziyette yakalanmadılar.”

“kadın gözüyle sevgi aşk bu.... dokunmasada sever... yaklaşamasada sever... görmek yeter,öpmesede sever....”

”yaşamalı ve görmeli; aklına rağmen duygularının, duygularına rağmen aklının
gücünü. ve belki sadece bu amasız çekişmenin şiddetini tüm benliklerinde tadanlar çekip giderken hayattan diyebilecekler "yaşadım ve öldüm" ”

“Bir keşfe başlarken Gördüğüm en güzel yan Acemi adımlardır”

“dağlar, adalar, kıtalar ve hatta gezegenlerin keşfinden daha önemli olmalı, kişinin kendini keşfetmesi ve yaş kaç olursa olsun galiba asıl hayat bu keşiften sonra başlıyor”

“Duyguların en kuvvetlisi ve en korkuncu intikam duygusu ama rastgele insanlara beslenmez.. özel olana.... hayatını uğruna feda etttiğin insana beslenir..”

“ormandaki keşfedilecekler bekleyebilir bence de çünkü bu kararı yaş otuzdan önce verebilmişsin.. bir iki sene dediğin gibi koş.. sağa sola yukarı aşağı.. tadını çıkart.. bu karara varmanın gururunu duy.. sonra? sonra zaten çekecek seni orman içine :)”

“ama inan öz ağlamazsa göz ağlayamaz... zorla ağlamak istesende dökülmez bir damla yaş... içimizde kırılgan bir yerler var... birileri arada oraya dokunuyor... belki bilmeden ama yapıyorlar ne yazıkki...”

“yaşarken biraz nanik, yazarken biraz geyik yapacağız tabi ki”

“İnsanın aklına gelmeyen başına gelebiliyor çoğukez... Ama Neitchze'nin dediği gibi "İnsanı öldürmeyen hastalık daha da güçlenmesine vesiledir." Size en uygun olanı yine siz bilirsiniz, başkalarının tavsiyeleri muhatabın üzerinde emanet elbise gibi durabilir ama acizane düşünecem; "... Hiçbir şey olmamış gibi davranmak zorunda kalmak..." bunu seçmek veya seçmemek yine sizin elinizde... Çocukluğumdan beri yanan parmaklarımdan gözlemleyerek öğrendiğim öenmli bir şey; yanıkların üzeri bantlanırsa daha kötü oluyor...”

“üç kap yemeğin bire inmesi, on lira harçlığın beşe düşmesi gibi nispi yokluklar; belki biraz sarsar ama kısa sürede alışır insan ve uyum sağlar azalan miktara. bu tür eksilmelerine alışamadığımız tek şey sevgi galiba. yanağa kondurulan küçük bir öpücüğün bile bir önceki sıcaklıktan azıcık ılıması buz kesiyor insanı o anda.”

8 Yorum | Yorum yaz | Bağlantı

Kendini Keşfet16/7/2007

Hafta sonu yakın arkadaşlarımızla buluştuk ve “Kokoloji” isimli bir “kendini keşfetme oyunu” oynadık... Belki siz biliyorsunuzdur ama ben o zamana kadar hiç duymamıştım... Yani, kitapçılarda görüyordum ama “best-seller” kısmında durduğundan, incelemek için o raflardan inmesini bekliyordum... Neyse...

 

“Kokoloji” bir çeşit Rorschach (yani mürekkep) testi... Burada kullanılan ise mürekkep yerine sözcükler... Anlatılan bir takım hikayelere, sorulara ve kurgusal olaylara vereceğimiz cevaplar doğrultusunda kişiliğimiz hakkında belki o zamana kadar kendimizin bile fark etmediği ilginç sonuçlara ulaşmamız amaçlanmış...

 

Ben bunu kalabalık arkadaş gurubunda oynamak gibi bir gaflet ve delalete düştüm başta... Kitabın Japon yazarları bu şekilde çok daha eğlenceli olacağını söyleseler de, bence aynı derecede de tehlikeli... Ayrıca, benim gibi kendini fazlasıyla ifşa etmek istemeyen ve bir takım sırları olan insanların böyle ortamlarda tamamen dürüst olması da çok zor... Hem tamamen dürüst olmaya kalksanız, bu sefer sizi sevenleri incitme ihtimaliniz de var...

 

O yüzden ertesi gün gidip kendime hemen bu kitaptan edindim... Ve tamamen dürüst olabilecek şekilde kendi kendime oynamaya başladım :) Tümünü okumadım ama şimdi sizinle hoşuma giden ve cevapları beni çok etkileyen bir testi paylaşmak istiyorum...

 

Ben daha önceden kitabın üzerine not aldığım kendi cevaplarımı yorumlar kısmına yazacağım... Sizler de eğer isterseniz cevaplarınızı ya yorumlar kısmına yazın ya da kendinize saklayın... Ama bence etkilenmemek için yorumlar kısmını okumayın...

 

Cevaplarınızın anlamı için hikayenin anahtarını ise yarın akşam yorumlar kısmına koyacağım...

 

Unutmayın... Bu sorulara vereceğiniz cevaplarda doğru ya da yanlış diye bir şey yok... O yüzden ne kadar dürüst olursanız o kadar iyi... Hadi bakalım başlayalım :)

 

 

Dağlarda

 

Doğanın bizi kendisine çeken bir gücü vardır. Hepimiz doğanın çocuklarıyız, onun kollarında doğduk ve bizlere cömertçe sundukları ile yaşıyoruz. Teknolojide ne harikalar yaratılırsa yaratılsın ancak doğaya döndüğümüzde gerçekten yaşamla dolarız. Tıp bilimi istediği kadar ilerlesin en iyi ilaç doğanın kendi iyileştirme gücü olarak kalacaktır.

 

Bir sonraki yolculuğunuz o yeşil dünyaya geri dönmek olacak. Hangi dekor kendi doğal halinizi keşfetmek için daha uygundur?

 

1. Çok nadir bir taşı bulmak için bir dağa tırmanmak üzere yola çıkıyorsunuz. Dağın eteklerinde durduğunuzda dağ hakkında neler düşünüyorsunuz?

 

2. Zorlu bir arayıştan sonra taşı hala bulamadınız ve şimdi de güneş battı. Ne yapacaksınız?

 

3. Sonunda aradığınız taşı buldunuz. Ne tür bir taş? Boyutunu, ağrılığını ve değerini tanımlayın.

 

4. Artık dağdan inme ve evinize dönme zamanı. Dağla vedalaşmak için ona neler söylersiniz ve dağın cevabı ne olur?

 

yok Yorum | Yorum yaz | Bağlantı

Kendini Keşfet16/7/2007

Hafta sonu yakın arkadaşlarımızla buluştuk ve “Kokoloji” isimli bir “kendini keşfetme oyunu” oynadık... Belki siz biliyorsunuzdur ama ben o zamana kadar hiç duymamıştım... Yani, kitapçılarda görüyordum ama “best-seller” kısmında durduğundan, incelemek için o raflardan inmesini bekliyordum... Neyse...

 

“Kokoloji” bir çeşit Rorschach (yani mürekkep) testi... Burada kullanılan ise mürekkep yerine sözcükler... Anlatılan bir takım hikayelere, sorulara ve kurgusal olaylara vereceğimiz cevaplar doğrultusunda kişiliğimiz hakkında belki o zamana kadar kendimizin bile fark etmediği ilginç sonuçlara ulaşmamız amaçlanmış...

 

Ben bunu kalabalık arkadaş gurubunda oynamak gibi bir gaflet ve delalete düştüm başta... Kitabın Japon yazarları bu şekilde çok daha eğlenceli olacağını söyleseler de, bence aynı derecede de tehlikeli... Ayrıca, benim gibi kendini fazlasıyla ifşa etmek istemeyen ve bir takım sırları olan insanların böyle ortamlarda tamamen dürüst olması da çok zor... Hem tamamen dürüst olmaya kalksanız, bu sefer sizi sevenleri incitme ihtimaliniz de var...

 

O yüzden ertesi gün gidip kendime hemen bu kitaptan edindim... Ve tamamen dürüst olabilecek şekilde kendi kendime oynamaya başladım :) Tümünü okumadım ama şimdi sizinle hoşuma giden ve cevapları beni çok etkileyen bir testi paylaşmak istiyorum...

 

Ben daha önceden kitabın üzerine not aldığım kendi cevaplarımı yorumlar kısmına yazacağım... Sizler de eğer isterseniz cevaplarınızı ya yorumlar kısmına yazın ya da kendinize saklayın... Ama bence etkilenmemek için yorumlar kısmını okumayın...

 

Cevaplarınızın anlamı için hikayenin anahtarını ise yarın akşam yorumlar kısmına koyacağım...

 

Unutmayın... Bu sorulara vereceğiniz cevaplarda doğru ya da yanlış diye bir şey yok... O yüzden ne kadar dürüst olursanız o kadar iyi... Hadi bakalım başlayalım :)

 

 

Dağlarda

 

Doğanın bizi kendisine çeken bir gücü vardır. Hepimiz doğanın çocuklarıyız, onun kollarında doğduk ve bizlere cömertçe sundukları ile yaşıyoruz. Teknolojide ne harikalar yaratılırsa yaratılsın ancak doğaya döndüğümüzde gerçekten yaşamla dolarız. Tıp bilimi istediği kadar ilerlesin en iyi ilaç doğanın kendi iyileştirme gücü olarak kalacaktır.

 

Bir sonraki yolculuğunuz o yeşil dünyaya geri dönmek olacak. Hangi dekor kendi doğal halinizi keşfetmek için daha uygundur?

 

1. Çok nadir bir taşı bulmak için bir dağa tırmanmak üzere yola çıkıyorsunuz. Dağın eteklerinde durduğunuzda dağ hakkında neler düşünüyorsunuz?

 

2. Zorlu bir arayıştan sonra taşı hala bulamadınız ve şimdi de güneş battı. Ne yapacaksınız?

 

3. Sonunda aradığınız taşı buldunuz. Ne tür bir taş? Boyutunu, ağrılığını ve değerini tanımlayın.

 

4. Artık dağdan inme ve evinize dönme zamanı. Dağla vedalaşmak için ona neler söylersiniz ve dağın cevabı ne olur?

 

yok Yorum | Yorum yaz | Bağlantı

Sayfa : 1 Toplam: 1
Son Sayfa |